fbpx
Osman Hamdi Bey

Modern Türk müzeciliğinin kurucusu Osman Hamdi Bey aynı zamanda Türk müzecilik, ‘i anlayabilmek için nasıl bir aileden geldiğini anlamak lazım önce, onun için de gelin önce babasını tanıyalım.

İbrahim Edhem

Sakız Adası zor günler geçirmektedir, Yunan isyanı başlamış ve çatışmalar günbegün şiddetlenerek artmaktadır. Bir çok can yitmekte, sağ kalmayı başarabilen bir çok çocuk öksüz ve/veya yetim kalmaktadır. Sağ kalanlar toplanarak payitahta getirilmekte, kız olanları cariye, erkek olanları da köle olarak satılmaktadır. Dönemin sadrazamı Koca Mehmet Hüsrev Paşa da bu çocuklardan birisini satın alarak hürriyetine kavuşturmuş ve hatta evlat edinmiştir. Bu çocuk daha sonradan İbrahim Edhem adını alacaktır. 1818’de bir Rum ailesinin çocuğu olarak doğan İbrahim Edhem artık Osmanlı Sadrazamı’nın oğludur.

Çok zeki bir çocuk olan İbrahim Edhem genç yaşta dönemin padişahı II. Mahmud ile tanışmış ve onun ihsanı ile Paris’e eğitim almak için gönderilen ilk Osmanlı öğrencilerinden birisi olmuştur. Devlet bursu verilerek eğitim amaçlı yurt dışına gönderilen ilk 4 Osmanlı gencinden birisidir artık İbrahim Edhem. Diğer arkadaşları askerlik eğitimi almak için gitmiştirler ama İbrahim Edhem maden mühendisliği okumaktadır. Hazırlık sınıfını birincilikle bitirir, sınıf arkadaşlarından olan Louis Pasteur’u de geride bırakmıştır. Eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul’a döner İbrahim Edhem. Bir çok önemli görev verilir kendisine; kadrolu nazır gibidir. Sadece nazırlıklar değil, valilikler ve büyükelçilik görevleri de verilir. Hatta bir dönem sadrzam bile olur.

Osman Hamdi Dünyaya Geliyor

İbrahim Edhem Paşa Yağlıkçılar Kahyası Hacı Mustafa Ağa’nın kızı Fatma Hanım’la evlenir. 4 erkek, 2 kız toplam 6 çocukları olur. En büyük oğlu 30 Aralık 1842 senesinde doğmuştur. Adını Osman Hamdi koyar İbrahim Edhem Paşa.

Osman Hamdi başarılı bir ilk öğretim hayatı geçirir. Resme çok büyük ilgisi vardır ama babası İbrahim Edhem Paşa onun hukuk eğitimi görmesini istemektedir, bu yüzden onu eğitimi en iyi şekilde alabilmesi için Fransa’ya göndermek ister. Osman Hamdi heyecanlıdır, sanatın başkentine gidecektir. Babasının hukuk eğitimi görmesi isteğine boyun eğmiş görünür.

Paris Günleri

Osman Hamdi henüz 18 yaşındayken 1860 senesinde Marsilya gemisine biner, istikamet Fransa’dır. Marsilya’dan trenle Paris’e geçer. Ve işte hayallerinin şehriyle buluşmuştur artık. Paris’te hukuk eğitimi almaya başlayan Osman Hamdi bir yandan da misafir öğrenci olarak Paris Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nda derslere girmeye başlar. Bu dönemde Osmanlı Devleti tarafından resim eğitimi almak üzere Paris’e gönderilen Süleyman Seyyid ve Şeker Ahmed ile tanışır ve yakın arkadaş olur. Bir de sevgilisi olur; adı Marie. Evlenirler. İki tane kızları olur: Fatma ve Hayriye.

1867 senesinde Osmanlı tarihi açısından çok önemli bir olay gerçekleşecektir. İlk defa bir padişah savaş nedeni dışında Osmanlı topraklarının dışına çıkacaktır. Fransa Kralı III. Napolyon Sultan Abdülaziz’i Uluslararası II. Paris Dünya Sergisi’ne davet etmiştir ve bu davet de kabul görmüştür. Osman Hamdi de bu tarihi olaya bizzat şahitlik eder. Ayrıca serginin Türkiye pavyonunda da zeybekler konulu üç resmi sergilenir, hatta bir de madalya alır.

Osman Hamdi batılı yaşam tarzına alışmıştır alışmasına, hukuk eğitimini de bırakmıştır ve tamamen resme yönelmiştir ama bu durum İbrahim Edhem Paşa’nın hiç hoşuna gitmemektedir. 1868 senesinde oğlunu İstanbul’a geri çağırır. Osman Hamdi babasını kıramaz, Marie’yi razı ettikten sonra babasına ‘İstanbul’a geleceğini, kendisine planlarını anlatacağını ve dinlediğinde ona hak vereceği için tekrar Paris’e döneceğini’ anlatan bir mektup yazar. Önce bu mektup sonra da Osman Hamdi ve Marie İstanbul’a ulaşırlar iki kızları ile birlikte.

İstanbul’a Dönüş

Evet, Osman Hamdi batıda eğitim görmüş bir babanın oğludur, kendisi de batılı yaşam tarzını benimsemiştir ama yine de doğuludur. Babası tekrar Paris’e dönmesine izin vermez. Hatta Bağdat Valisi Mithat Paşa’nın yanında bir de memurluk ayarlar: ‘vilayet umur-ı ecnebiye müdürlüğü’. Bağdat’a gider Osman Hamdi. Marie iki kızıyla birlikte İstanbul’da kalır. Aldatılmış hissetmektedir Marie. Artık Paris sadece bir hayaldir onun için. Osman Hamdi sonradan resimlerini bir hayli etkileyecek iki sene geçirir Bağdat’ta, 1871’de İstanbul’a döner. Yeni bir görev alır: ‘teşrifat-ı hariciye müdür muavini’. Bu sırada iki tiyatro oyunu yazar: Birisi Türkçe ‘İki Karpuz Bir Koltuğa Sığmaz’, diğeri Fransızca ‘Cerf Volant (Uçurtma)’. Her iki oyun da sahnelenir.

1873 senesinde Viyana Dünya Sergisi katılacak olan eserleri belirlemekle ve pavyonu tasarlamakla görevlendirilir, ayrıca komiser olarak Viyana’ya gider. Yıllar sonra tekrar Avrupa’dadır Osman Hamdi. Burada yine bir Fransız kadınla tanışır; adı yine Marie’dir. İstanbul’a gelirken yalnız değildir artık. Viyana’da tanıştığı Marie ismini değiştirmiş ve Naile adını almıştır, evlenirler; Melek, Leyla, Ethem ve Nazlı isminde 4 çocukları olur. Paris’te tanıştığı Marie buna dayanamaz ve kızlarından Fatma’yı yanına alarak Paris’e döner.

Müze-i Hümayun

1881 senesinde P. Anton Dethieri’nin ölümü üzerine getirileceği Müze-i Hümayun müdürlüğü görevine kadar Altıncı Daire-i Belediye reisliği de olmak üzere bir çok görevde bulunur. Göreve geldiğinde Müze-i Hümayun Çinili Köşk’te bulunmaktadır. Önce burayı düzenler. Müze-i Hümayun’a müdür olarak atanmasından bir kaç ay sonra 1882’de kendisine bir başka görev verilir: Sanayi-i Nefise Mektebi müdürlüğü. Bugün Mimar Sinan Üniversitesi olarak bildiğimiz bu okulun kurulması için çalışmalara başlar Osman Hamdi Bey. Aynı zamanda arkadaşı olan mimar Alexander Vallaury bir okul binası yapmak için çalışmalara başlar. Osman Hamdi iki müessesinin de müdürü olacağı için Müze-i Hümayun’a yakın olmalıdır bu okul da. O yüzden bugün Eski Şark Eserleri Müzesi olarak kullanılan bina Sanay-i Nefise Mektebi’nin ilk binası olarak bir sene içerisinde tamamlanır ve 1883’de eğitime başlanır.

Arkeolog Osman Hamdi

Osman Hamdi Bey eş zamanlı olarak çeşitli kazılara da katılmaya başlar. Önce Nemrut Dağı (1884) kazılarına sonra da Sayda (1887) kazılarına katılır. Özellikle Sayda kazıları sırasında yaptığı keşifler tüm dünyada ses getirir. Özellikle İskender ve Ağlayan Kadınlar lahitleri ile birlikte bir çok tarihi eser İstanbul’a getirilir. Bu arada iki kazı arasında da boş durmamış ve 1874’te yayınlanan Asar-ı Atika Nizamnamesi’nin yetersiz kaldığını fark edip 1884’te yeni bir nizamname yayınlanmasını sağlamıştır Osman Hamdi Bey. Eski nizamnameye göre kazılarda elde edilen eserlerin üçte biri kazıyı yapana, üçte biri kazı yapılan yerin sahibine ve ancak üçte biri de devlete kalıyordu. Yeni nizamname ile ile birlikte bulunan eserlerin tamamı Devleti Aliye’nin oluyordu.

Müze-i Hümayun’un kurulduğu yıllarda Osmanlı vilayetlerine gönderilen emirle Payitahta tarihi eserlerin gönderilmesi istenmiştir. Hem buralardan gelen eserler hem de yapılan kazılarda bulunan eserlerle birlikte Çinili Köşk yetersiz kalmaya başlamıştır. Hatta bazı eserleri özellikle lahitleri Çinili Köşk’ün içine sokmak bile mümkün olmamaktadır. Artık yeni bir müze binası yapımı iyiden iyiye ihtiyaç haline gelmiştir. Osman Hamdi Bey arkadaşı mimar Alexander Vallaury’nin kapısını bir kere daha çalar.

Sanay-i Nefise Mektebi

Aynı zamanda Sanay-i Nefise Mektebi hocalarından olan Vallaury tez zamanda bir müze binası tasarlar. 13 Haziran 1891 senesinde binanın ana yapısı tamamlanır. 1903 ve 1907 yıllarında da diğer iki bölümü tamamlanarak hizmet açılır.

Oxford ve Pennsylvania üniversitelerinden fahri doktora ünvanları alan Osman Hamdi Bey 24 Şubat 1910 tarihinde Kuruçeşme’deki yalısında vefat eder. Ayasofya’da kılınan cenaze namazından sonra naaşı önce Sanay-i Nefise Mektebi’ne getirilir ve öğrencilerinin düzenlediği törenin ardından Sirkeci’de bir vapura konularak Eskihisar’a götürülür. Vasiyeti üzerine sağlığında yazlık olarak kullandığı Eskihisar’daki köşkünün bahçesine defnedilir. Bu köşk 1987’den beri Osman Hamdi Bey müzesi olarak kullanılmaktadır.

Çoğumuzun sadece Kaplumbağa Terbiyecisi tablosu ile tanıdığı Osman Hamdi Bey adeta bir rönesans sanatçısı gibi çok yönlüdür. Kaplumbağa Terbiyecisi mi? Osman Hamdi’nin 68 yıllık yaşamındaki iki tablo sadece. Evet iki tablo. Osman Hamdi Bey 1906 ve 1907 yıllarında olmak üzere iki kopyasını yapar bu eserin. İlki 222×122 santimetrelik tuval üzerine yapılmıştır ve bugün Pera Müzesi’nde sergilenmektedir. İkincisi biraz daha küçüktür, yapıldığı tuvalin boyutları 136×87 santimetredir ve Belma Simavi Koleksiyonu’nda bulunmaktadır.

Başkaları ile paylaşmak isterseniz:

Alakalı Yazılar