fbpx
At Meydanı

At Meydanı, İstanbul’un Fatih ilçesinde, daha çok Sultanahmet Meydanı olarak bilinen yerdedir. Aslında Sultanahmet Meydanı’nın ‘özellikli’ bir bölümüdür. Özellikli dediğim çünkü At Meydanı dediğimiz yer Roma İmparatorluğu’nun hipodrom olarak kullandığı bölgedir tam olarak. Hipodrom Yunanca’dan gelen bir kelimedir. ‘Hippo’ at demektir ve ‘dromos’ ise pist; haliyle hipodrom da at pisti ya da at yarışı pisti anlamına geliyor. Zaten biz de yabancı değiliz bu kelimeye artık, Türkçemize girmiş durumda ama etimolojisinden bahsetmekten zarar gelmez diye düşündüm.

Osmanlı İstanbul’u fethettiği zaman şehri yakıp yıkmadı, zaten kurulu olanı tekrar kurmaya çalışmadı. Bir çok bölge ve yapı süregelen işlevleri ile hayatlarına devam ettiler. Kapalıçarşı bölgesinin Doğu Roma zamanında da çarşı pazar olduğunu biliyoruz mesela ya da Saraçhane’deki ‘At Pazarı’ olan yerin o zamanlar da at pazarı olduğunu… Haliyle Doğu Roma’nın hipodrom dediği yeri de Osmanlı benzer amaçlarla kullanmış. Bizde atlı spor denilince akla gelen cirit oyunu genelde burada oynanırmış eskilerde. Haliyle Doğu Roma’nın hipodromu olmuş bize At Meydanı.

At Meydanı’nın günümüzdeki sınırları kabaca kuzeyde Alman Çeşmesi, güneyde Marmara Üniversitesi Rektörlük Binası, doğuda Sultanahmet Camii ve batıda da Türk ve İslam Eserleri Müzesi ile Tapu Kadastro Müdürlüğü arasında kalan alandır.

İstanbul Hipodromu’nun Tarihçesi

İstanbul ya da o zamanki adıyla Byzantium Hipodromu’nun inşaatına Roma İmparatoru Septimius Severus zamanında, 3. yüzyılın hemen başında başlanır. Severus, Niger ile olan mücadelesinde rakibini destekleyen şehri yakıp yıkarak cezalandırmak istemiş, ancak şehrin heba edilemeyecek kadar güzel olduğunu fark edince doğrudan bir Roma şehri olarak yeniden inşa etmeye başlamıştır. Bu kapsamda şehir surları genişletilmiş ve günümüzde At Meydanı olarak bildiğimiz yere ilk hipodrom yapılmıştır. Daha sonra Büyük Konstantin zamanında, 4. yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarında, Konstantin şehri Roma İmparatorluğu’nun başkenti yapmaya karar verdiği zaman, sonradan adını Nova Roma (Yeni Roma) olarak değiştireceği Byzantium’da yeni bir inşa faaliyeti başlamıştır. Surlar biraz daha genişletilmiş ve hipodrom kapsamlı bir yenilemeye alınmıştır.

İstanbul Hipodromu
İstanbul Hipodromu

Bin yılı yakın bir süre kullanılan hipodrom sadece at ve at arabası yarışlarının yapıldığı bir yer değildi. Çeşitli askeri ve sivil gösteriler, bayramlar, kutlamalar ve eğlenceler de yine hipodromda yapılmaktaydı. At arabası yarışları yoğun olarak 7. yüzyıla kadar yapılmış, bu yüzyıldan itibaren yarışlara olan ilgi azalmıştır. Ancak yine de 9. yüzyıla kadar yarışların devam ettiği bilinmektedir. Bu yüzyıldan, artık tamamen kullanılamaz hale geldiği 13. yüzyılın başına kadar tamamen diğer aktiviteler için kullanılmıştır. 1204 senesinde gerçekleşen 4. Haçlı Seferi İstanbul Hipodromu için sonun başlangıcı olmuştur. Tüm İstanbul gibi Hipodrom da yağmalardan nasibini almış ve kullanılamaz hale gelmiştir. Osmanlılar şehri aldığında ise neredeyse yerle yeksan durumdadır.

Özellikleri

Boyutları ve kapasitesi tam olarak bilinmeyen, ‘U’ şeklindeki İstanbul hipodromunun uzun kenarının yaklaşık 400-450 metre uzunluğunda, kısa kenarının ise 120-150 metre genişliğinde olduğu tahmin edilmektedir. Kişi kapasitesi hakkındaki iddialar 30 bin kişiden 100 bin kişiye kadar farklılık göstermektedir. Genel kanı 50-60 bin civarında seyirci alabileceği yönündedir.

Hipodromun iki uzun kenarında ve kavisli bölümünde (sphendon) oturma sıraları bulunmaktaydı. Küt olan kısmında ise atların çıkış kapıları mevcuttu. Çıkış kapılarının olduğu bölümün üstünde at arabası yarışlarının yapıldığı arabaları çeken atların (Quadriga) heykelleri bulunmaktaydı. Bu at heykelleri 4. Haçlı Seferi sırasında Venediklilerce alınarak Venedik’e götürülmüştür. Günümüzde replikaları San Marco Katedralinin giriş kapısının üstünde, orijinalleri ise içerisindeki müzededir.

Venedik San Marco Katedrali'ndeki Quadriga Atları
Venedik San Marco Katedrali’ndeki Quadriga Atları

Hipodromun doğu tarafındaki tribünlerinin bulunduğu yerde ‘khatisma’ adı verilen imparator locası bulunmaktaydı. Bu loca hemen arkasında kalan ‘Büyük İmparatorluk Sarayı’ ile doğrudan bağlantılıydı.

Hipodrom pistinin ortasında, at arabalarının etrafında dönebilmesi için spina adı verilen bir yükselti vardı. Büyük Konstantin devrinden itibaren spina çeşitli heykel ve anıtlarla süslenmiştir ki bu anıtlardan üçü günümüzde dikildikleri yerlerde durmaktadırlar.

Günümüzde Hipodrom

Sphendon

Her ne kadar günümüzde hipodromdan geri çok şey kalmamış diyorsak da dikkatli bakan gözler bir çok detayın yanı sıra devasa bir yapıyı da göreceklerdir. Bu devasa yapı yukarıda da ismen bahsettiğimiz, hipodromun kavisli kısmı olan sphendon. Sphendonu görebilmek için At Meydanı’nın dışına çıkmak, Nakilbent Sokak ya da Kasap Osman Sokak’a inmek gerekiyor. Bu sokaklardan birisine indiğinizde karşınızda devasa bir duvar görürsünüz. İşte o duvar İstanbul Hipodromu’nun geriye kalan en büyük parçası. At Meydanı dediğimiz yerdeki düzlük bir hipodrom yapmak için yeterince uzun olmayınca meydanı uzatmak, uzatmak için de bu duvarı ve duvarın arkasındaki alt yapı sistemini yapmaları gerekmiş. İçerisinde at yarışlarında kullanılan arabaların durduğu, bakımlarının yapıldığı, sporcuların yarışmalara çıkmadan önce bekledikleri yermiş burası zamanında. Osmanlı zamanında su depolanarak sulama sarnıcı niyetine kullanılmış. Şimdilerde üzerinde Sultanahmet Teknik Lisesi binaları ve bu okul tarafından kullanılan Sultanahmet Külliyesi yapıları ile Marmara Üniversitesi Rektörlük binası bulunmaktadır.

Sphendon
Sphendon
Tribünler

Hipodromun tribünlerinden meydanın etrafına serpilmiş durumda bir kaç kalıntı olsa da geriye kalan en büyük parça bugün Türk ve İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılan nam-ı diğer İbrahim Paşa Sarayı’nın altında. Müzeye girdikten sonra üst kata çıkmadan karşınızdaki kapıdan içeri girerseniz bu kalıntıları görebilirsiniz. Tribünlerin mermer oturma sıralarından bir parça da normalde Sultanahmet Camii’nin avlusunda bir bak gibi yıllarca durdu. Cami şu an restorasyonda olduğu için bu parçanın bulunduğu yerin etrafı şu an kapalı. Restorasyon bittiği zaman ne olacak, bekleyip göreceğiz.

İbrahim Paşa Sarayı Altındaki Hipodromun Oturma Sıraları
İbrahim Paşa Sarayı Oturma Sıraları
Hipodrom Oturma Sırası
Hipodrom Oturma Sırası
Spina

Günümüzdeki At Meydanı’nın zemini ile Hipodrom’un zemini arasında yaklaşık 2 metrelik bir fark var. Meydan 2 metre kadar yükselmiş durumda. Muhtemelen yüzyıllar boyunca etrafındaki inşaatların (özellikle de Sultanahmet Camii inşaatı) molozları buraya yığılmış. O yüzden spina dediğimiz ortadaki yükseltiyi göremiyoruz. Ama bu yükseltiyi süsleyen üç anıt hala yerli yerinde:

Hipodrom Spina
Hipodrom Spina
Dikilitaş

İstanbul’da bulunan en eski anıt olan Dikilitaş’ın tarihi günümüzden 3500 yıl geriye gitmektedir. Mısır firavunu III. Tutmosis tarafından M.Ö. 1400’lü yılların ortalarında yaptırılarak Karnak Tapınağı’na dikilmiştir. Roma İmparatoru II. Konstantius bu Dikilitaş’ı ve hemen yanındaki bir başka dikilitaşı 357 senesinde yerinden kaldırtarak Nil Nehri üzerinden İskenderiye’ye getirtmiştir. Bu iki dikilitaştan günümüzde Lateran Dikilitaş’ı olarak bilineni aynı sene içerisinde Roma’ya götürülerek Circus Maximus’un (Roma Hipodromu) ortasına dikilmiştir. İstanbul’a getirilmesi planlanan dikilitaş ise 390 senesine kadar İskenderiye’de beklemiştir. 390 senesinde I. Theodosius tarafından İstanbul’a getirtilerek bugünkü yerine diktirilmiştir.

Dikilitaş
Dikilitaş

Dikilitaş kırmızı asvan granitinden yapılmıştır ve tek parçadır. Orijinal yüksekliği 30 metreydi ancak ya nakliye sırasında ya da bulunduğu yere dikilirken alt kısmı tahrip olduğu için günümüzde 18,45 metrelik bölümü ayaktadır (kaidesi ile birlikte 24,87 metre). Yaklaşık 200 ton ağırlığındadır.

Anıtta şunlar yazmaktadır:
Batı cephesi (İbrahim Paşa Sarayı Yönü)

’18. sülaleden Yukarı ve Aşağı Mısır’ın sahibi III. Tutmosis, Tanrı Amon’a kurbanını sunduktan sonra Horus’un yardımıyla bütün denizleri ve nehirleri hükmü altına alarak hükümdarlığının otuzuncu yılı bayramında bu sütunu daha nice zamanların getireceği bayramlar için yaptırdı ve dikti.’

Kuzey cephesi (Alman Çeşmesi Yönü)

‘Gizli ve kutsal ismin her tecellisine mazhar olan tanrı Amon’a kurbanını büyük bir acz içinde sunduktan sonra, ondan yardımlar dilenerek güneyin dostu, dinin nuru iki tacın (Aşağı ve Yukarı Mısır) sahibi, kudretli hükümdar ülkesinin sınırlarını Mezopotamya’ya kadar götürmeye azmetti.’

Doğu cephesi (Sultanahmet Camii Yönü)

‘Güneşin doğduğu sırada sahip olduğu altın renkleri dünyaya yayan Horus’un verdiği kuvveti, serveti, kuvvetli sevgi, saygıyı taşıyan ve Aşağı ve Yukarı Mısır’ın tacına sahip olan ve bizzat Güneş tarafından seçilmiş olan firavun, bu eseri babası Ra için yaptırdı.’

Güney Cephesi (Marmara Üniversitesi Yönü)

‘Tanrı Horus’un lütfuna mazhar olan ve Güneş’in oğlu unvanını taşıyan Aşağı ve Yukarı Mısır’ın hükümdarı olan firavun, kudret ve adaletle bütün ufuklara nur saçtı. Ordusunun önüne geçti. Akdeniz’de dolaştı, bütün dünyayı mağlup etti. Sınırlarını Naharin’e kadar yaydı. Mezopotamya’ya azimle gitti, büyük savaşlar yaptı.’

Dikilitaş’ın Kaidesi
Kuzey Cephesi

Dikilitaş’ın kaidesi bize hem anıtın nasıl dikildiğini hem de at arabası yarışlarının olduğu gün neler yaşandığını anlatmaktadır. Anıtın kuzey cephesinde, kaidenin üst kısmında Hipodrom’un khatisma bölümünde İmparator Theodosius, eşi Aelia Flaccilla ve büyük oğlu Arkadius ile küçük oğlu Honorius görünüyorlar. Onların dışında önde gelen devlet adamları ve askerler var. Yarışların başlamasını bekliyorlar.

Dikilitaş Kaidesi Kuzey Üst Kısım
Dikilitaş Kaidesi Kuzey Üst Kısım

Aynı cephenin alt kısmında ise bize Dikilitaş’ın nasıl dikildiği görsel olarak anlatılıyor. Yerde yatan Dikilitaş’a bağlanmış halatlar ve halatların ucu insanların çektiği makaralara bağlanmış. Muhtemelen burada ıslatılmış halatlar makaralarla gerdiriliyor ve ardından kuruması bekleniyordu. Kuruyan ip Dikilitaş’ı bir kaç santim kaldırıyordu. Bu sırada anıtın altını, destek olması açısından toprak ve kumla dolduruyorlardı. Sonra halatları tekrar ıslatılıyorlar ve işlemi anıt tam dikilene kadar tekrarlamışlardı.

Dikilitaş Kaidesi Kuzey Alt Kısım
Dikilitaş Kaidesi Kuzey Alt Kısım
Batı Cephesi

Anıtın batı cephesinin kaidesinin üst kısmında hanedan ailesi locadaki yerlerini aldıklarını ve yarışlar başlamadan önce imparatorluğa bağlı doğulu ve batılı kralların kendilerine verdikleri hediyeleri kabul ettiklerini görüyoruz. Sol taraftakiler doğulu (başlıklarından anlıyoruz) sol taraftakiler ise doğulu krallardır.

Dikilitaş Kaidesi Batı Üst Kısım
Dikilitaş Kaidesi Batı Üst Kısım

Aynı cephenin alt kısmında ise Dikilitaş’ın dikilmesinin kitabesi Grekçe yer alıyor. Her ne kadar Doğu Roma İmparatorluğu Latin kökenli bir imparatorluk olsa da başkent Byzantium’a (sonradan Nova Roma, daha da sonradan Konstantinopolis) taşındığında yerleşik halk Yunan asıllı olduğu için Grekçe de bu tip anıtlarda kullanılmıştır. Zaman içerisinde yöneticilerin de Yunanlaşması ile birlikte Latince tamamen terk edilerek tamamen Grekçe kullanılır olmuştur. Grekçe kitabede bir anlatıcının ağzından şunlar yazmaktadır:

“Devamlı bir suretle yerde duran bu taşı dikme cesaretini İmparator Theodosius gösterdi ve yardımına Proclus çağrıldı. Bu şekilde otuz iki günde yerine dikildi.”

Dikilitaş Kaidesi Batı Alt Kısım
Dikilitaş Kaidesi Batı Alt Kısım

Burada dikkat edilmesi gereken bir detay vardır. Kitabede çok net görüldüğü üzere Proclus isminin yazılı olduğu yer biraz oyuktur. Bunun sebebinin anıt dikildikten bir süre sonra Proclus’un bir yolsuzluk nedeniyle gözden düşmesi neticesinde isminin anıttan silinmesi olduğu söylenir. Daha sonra Proclus’un aklanması ile birlikte itibarı iade edilir ve ismi yeniden yazılır ancak ismin olduğu yer oyuk kalmıştır. Tam ters cephedeki Latince kitabede de aynı detay göze çarpacaktır.

Güney Cephesi

Anıtın güney cephesinde, kaidenin üst kısmında hanedan ailesinin ve diğer seyircilerin (asiller ve askerler) başlamış olan yarışı izledikleri görülmektedir.

Dikilitaş Kaidesi Güney Üst Kısım
Dikilitaş Kaidesi Güney Üst Kısım

Bu cephenin alt kısmında yarışlar resmedilmiştir. Tasvirin tam ortasında üzerindeki anıtlarla birlikte spina görülür. Ayrıca dört at arabası da pistte yarışmaktadırlar. Her bir araba bir takımın arabasıdır ve takımlar renklerle adlandırılırlar. Bunlardan en meşhuru maviler ve yeşillerdir. Bu iki grup farklı zümreleri ve dolayısıyla politikaları temsil etmekteydiler. Yeşiller daha çok esnaf sınıfını ve sivil memurları, maviler ise toprak sahiplerini temsil ederdi.

Dikilitaş Kaidesi Güney Alt Kısım
Dikilitaş Kaidesi Güney Alt Kısım
Doğu Cephesi

Dikilitaş kaidesinin doğu cephesinin üst kısmında ise yarışların tamamlandığını ve şenliklerin yapıldığını görüyoruz. Hanedan ailesi yine locasında ama bu sefer Thedosius’un elinde yarışı kazanan yarışmacıya verilmek üzere zafer tacı var. Alt sıradaki kalabalıkların içinde pan flüt benzeri bir enstrüman çalan müzisyenler ve onların arasında dans eden dansçılar görülüyor.

Dikilitaş Kaidesi Doğu Üst Kısım
Dikilitaş Kaidesi Doğu Üst Kısım

Kaidenin doğu cephesinin alt kısmında ise batı cephedeki kaidenin Latincesi mevcut ama bu sefer biraz daha detaylı ve anlatım taşın ağzından yapılmış:

“Önceleri direnmiştim; fakat yüce efendimizin emirlerine itaat ederek, yenilen tiranlar üzerinde zafer çelengini taşımam gerekti. Her şey Theodosius ve onun kesintisiz sülalesine boyun eğiyor. Bana da galip geldiler ve reis Proclus’un idaresi altında otuz günde yükselmeye mecbur oldum.”

Bu kitabe ile Grekçe kitabe karşılaştırıldığında dikkat çeken bir detay var. Grekçe kitabe anıtın 32 günde dikildiğini söylerken, Latince kitabe 30 günde bitirildiğini söylüyor. Neden mi? Bilmiyoruz. Belki de Latince kitabenin yazımı 30. günde, Grekçe kitabenin ise 32. günde tamamlanmıştır. Kim bilir?

Yılanlı Sütun

İstanbul’un kuruluş efsanesinde Megaralı göçmen Byzas’ın yola çıktıktan sonra kahinden fikir almak için Delphi şehrindeki Apollon Tapınağı’na uğradığı ve sonrasında kahinin işaret ettiği “körler ülkesinin (Khalkedon-Kadıköy) karşısına” şehrini kurduğu anlatılır. İşte Delphi’deki bu tapınağının önüne milattan önce 479 senesinde bir anıt dikilir. Bu anıt, ülkelerini işgal eden Perslere karşı birleşen Yunan şehir devletlerinin, bir sene önce milattan önce 480 senesinde Plataea Savaşı’nda düşmanlarını alt etmeleri şerefine, öldürülen ve/veya esir edilen Pers askerlerinin silahları eritilerek yapılmıştır ve birbirine dolanmış üç yılan formundadır. Üç yılanın başının üstünde de üzerinde ateş yanan altın bir kazan vardır. Ancak bu altın kazanın sonraki yıllarda eritilerek kullanıldığı düşünülmektedir. İlk yapıldığında Plataea zaferinin kendine mal etmek isteyen Sparta Kralı Pausanis anıtın kaidesine kendi adını yazdırdıysa da daha sonra Spartalıların isteği üzerine bu silinerek bizzat anıtın üzerine savaşa katılan 31 Yunan şehir devletinin isimleri yazılmıştır.

Yılanlı Sütun
Yılanlı Sütun

Bu olaylardan yüzlerce yıl sonra Roma İmparatoru Büyük Konstantin bu anıtı yerinden aldırıp, yeni başkentine Nova Roma’ya taşır ve hipodrom spinasına eklettirir. Yılanlı sütunun yılanlarının başları günümüze ulaşmamıştır. Bir tanesinin üst çenesi şu anda İstanbul Arkeoloji Müzeleri envanterindedir. Diğer ikisinin nerede olduğu bilinmemektedir.

Yılanlı Sütundaki Yılanlardan Birisinin Üst Çenesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi
Yılanlı Sütundaki Yılanlardan Birisinin Üst Çenesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi
Örme Dikilitaş

Teknik olarak bir dikilitaş olmamakla birlikte dikilitaş formunda olduğu için dikilitaş denmektedir. Tek parça değildir ve örülerek inşa edilmiştir. Boyu 32 metredir. Kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemekle birlikte VII. Konstantin tarafından onartıldığı için onun ismiyle anılmaktadır. VII. Konstantin’in dedesi I. Basil’in yaptırdığına dair iddialar vardır. Orijinal halinde dört cephesinde, üzerinde yazıtların bulunduğu bronz levhalar bulunmaktaydı. Ancak 1204 senesinde gerçekleşen IV. Haçlı Seferi sırasında şehri işgal eden Latinler, bronz levhaları sökerek muhtemelen para basımında kullanmışlardır.

Örme Dikilitaş
Örme Dikilitaş
Başkaları ile paylaşmak isterseniz:

Alakalı Yazılar