fbpx
Sema Ayini

Galata Mevlevihanesi günümüzde Beyoğlu ilçesi sınırları içerisinde bulunan, İstanbul’daki beş Mevlevihane’den ilkidir. Galata Mevlevihanesi’ni anlatmadan önce biraz Mevlevilik’ten biraz bahsetmek isterim. Mevlevilik böyle bir yazıda hakkı verilerek anlatılabilecek bir konu değil elbette ama en azından bir fikir vermesi açısından biraz yazmakta bir beis yoktur diye düşünüyorum. Eksikleri çok olacaktır yazının ama hata yapmamaya çalışacağım.

Mevlana Celaleddin-i Rumi

Mevlana Celaleddin-i Rumi 1207 yılında, günümüz Afganistan’ının Belh şehrine bağlı Vahş kasabasında doğar. Babası din alimi Muhammed Bahaeddin Veled, annesi Mümine Hatun’dur. Mevlana, babası Bahaeddin Veled’in, dönemin Harzemşah hükümdarına olan dargınlığından dolayı, henüz çocuk yaşlarda iken 1213 tarihinde doğduğu topraklardan göç etmek durumunda kalır. Göç sırasında Nişabur, Bağdat, hac vazifesi için Mekke, Şam ve 1221’den itibaren yedi sene kalacakları Karaman’a gelirler. Mevlana burada, Sultan Veled ve Alaeddin Çelebi isimli çocuklarını doğuracak olan Gevher Hatun ile evlenir. Bahaeddin Veled’in, Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubad’ın ısrarlarını kıramaması üzerine 1228 senesinde, ailecek Konya’ya gelirler ve kendilerine Altunapa Medresesi tahsis edilir. 1231 senesinde Bahaeddin Veled’in vefatı üzerine, Mevlana, babasının da müderrislik yaptığı Altunapa Medresesi’nde müderrislik yapmaya başlar. Hayatını ve görüşlerini derinden etkileyecek Şems-i Tebrizi ile bu dönemde tanışır. Mevlana, vefat ettiği 1273 yılının 17 Aralık gecesine kadar hayatını Konya’da geçirir ve Mesnevi, Divan-ı Kebir, Fihi Ma-Fih, Mecalis-i Seb’a ve Mektubat isimli eserler bırakır.

Mevlana Celaleddin-i Rumi
Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin Çelebi Ailesi tarafından kabul gören resmi

Mevlana’nın ismi nedir?

Mevlana Mesnevi isimli eserinin girişinde ismini Muhammed bin Muhammed bin Hüseyin el-Belhi olarak belirtmiştir. Yani dedesi Muhammed, babası Muhammed, kendisi Belhli Hüseyin. Dini savunan, dini öven anlamlarına gelen Celaleddin lakabıdır. ‘Efendimiz’ anlamına gelen Mevlana ise kendisini yüceltmek amacıyla söylenmiştir. Rumi tabiri ise, Anadolu’nun Roma hakimiyeti altında olduğu dönemde kendisine verilen Rumeli isminden dolayı, Anadolulu olduğuna yapılan bir göndermedir.

Şeb-i Arus

Mevlana’nın vefat ettiği tarih olan 17 Aralık ‘düğün gecesi’ anlamına gelen Şeb-i Arus tabiri ile anılır. Bu ismi bizzat Mevlana’nın kendisi vermiştir. Mevlana ölümü bir son değil, yâre kavuşma olarak gördüğü için ölüm gecesini (ya da öldüğü günün gecesini)  Şeb-i Arus yani düğün gecesi olarak adlandırır.

Mevlevilik

Mevlana, yaşamı boyunca bir iki ufak tefek ritüel dışında tarikatlara özgü kuralları uygulamaz, kendisine bağlananlara özel kurallar koymaz. Ancak vefatının ardından başta oğlu Sultan Veled ve sonra diğer Mevlana âşıkları, Mevlana’nın düşüncelerini yaşatabilmek, yayabilmek ve sistemleştirebilmek adına bir tarikatın, Mevleviliğin, temellerini atarlar ve sistemini oturturlar.

Mevleviliğe göre amaç insanın kendisine gelmesini, kendini bulmasını sağlamaktır. Gerçeğe ulaşmanın temel yolu ise aşk ve cezbedir (cezbe; insani özelliklerden sıyrılarak, ilahi özellikleri hissetmek ve bunun sonucu olarak coşkuyla kendinden geçmektir.) Çile ve zikir ise gerçeğe ulaşmanın temel yöntemleri olmamakla birlikte düşünceyi harekete geçirdiği ölçüde yararlıdırlar. Ayin-i Şerif de denilen ve tarikat ayini olan sema da ancak aşka ve cezbeye yardımcı bir öğedir. Yine Mevleviliğe göre evrenin enerji kaynağı, kendinden enerji sahibi tek şey yaratandır, Allah’tır. Bu âlemdeki her şey onun enerjisine muhtaçtır. O birdir ve her yerdedir. Enerjisini bu âleme isimler, isimlerimiz yani sesler vasıtası ile iletir. İşte bu yüzden Mevleviliğin Ayin-i Şerif dediği tarikat ayinin bilinen adı da ‘Sema’dır. Yani işitmektir, tüm insani değerlerden sıyrılıp ilahi sesleri işitmektir.

Mevlevilerde Mevlana aşıklarına verilen dört sıfat vardır. Bunlar:

Muhipler:

Sevenler anlamına gelen müritlerdir ancak dervişliğe ikrar (söz vermek, karar vermek, ant içmek) vermemişlerdir.

Dervişler:

Ya da dedeler, ikrar verip tekke mutfağında (matbah) 3 gün saka postunda otururlar, 1001 gün halvet (çile) çıkarırlar ve bunun sonunda 18 gün hücre çilesini de tamamlayıp bu sıfata sahip olurlar.

Şeyhler:

Bir tekkeyi yönetme, derviş ve muhip yetiştirme yetkisine sahip Mevlevilerdir.

Halifeler:

İrşat (halka doğru yolu göstermek) ve başkalarına halifelik verme yetkisine sahip Mevlevilerdir. Şeyhlik makamı boş olan tekkelere atanacak şeyhler halifeler arasından seçilirler.

Sema Ayini

Sema ayini ya da Ayin-i Şerif Mevlevi tarikatının ayinidir. Temsil ettiği manayı yukarıda anlatılmaya çalışmıştım. Semahane, Şeyh Efendi, semazenler ve kıyafetleri, mutrib (müzisyenler topluluğu) ve muhibban (izleyeciler) sema ayinin unsurlarıdır.

Kırmızı Postun Meydana Serilmesi
Kırmızı Postun Meydana Serilmesi

Semahane:

Mevlevi dergahlarında Sema ayinin yapıldığı yerdir. Kelime anlamı olarak sema evi anlamına gelir. En önemli bölümü, semazenlerin ayini gerçekleştirdikleri ‘meydan’dır. Bunun dışındaki alanlar imkanlara göre farklılık gösterebilmektedir. ‘Meydan’ın bir yönü kıbleye bakar ki o bölümde mihrap bulunur ve meydanın içinde kalacak şekilde önüne şeyh efendiye ait kırmızı post konulur. Tam tersi istikametinde meydan kapısı bulunur. Meydan kapısı ile kırmızı postun arasındaki doğrusal ve hayali çizgiye ‘hattı istiva’ (orta hat – dosdoğru yol) denilir ve tam ortasındaki nokta kutup noktasıdır. Meydan kapısının olduğu noktadan kırmızı posta kadar saat yönünün aksine giden yarım daireye iniş kavsi, kırmızı posttan meydan kapısına kadar yine saat yönünün aksine giden yarım daireye de yükseliş kavsi denilir.

Semahane Meydanı
Semahane Meydanı

Sema Ayinin Aşamaları:

Mutribin yerini alması ve tasavvuf müziği dinletisi:

Müzisyenler varsa üst katta, yoksa semahanenin cümle kapısının üzerine denk gelen balkon benzeri bir yapıya yerleşirler ve izleyicileri ayin ortamına hazırlamak için müziği icra etmeye başlarlar.

Kırmızı ve beyaz postların serilmesi:

Kırmızı post ayini yönetecek şeyhe ait posttur, bir tanedir. Genelde Mevlevi dergahının şeyhidir. Beyaz postlar semazenlere ait postlardır. Semazen sayısı kadar olur.

Semazenlerin girişi:

En başta, ayinin teknik sorumlusu olan semazenbaşı olmak üzere tüm semazenler meydan kapısından girerek, selam verdikten sonra iniş kavsini takip ederek beyaz postların üzerine geçerler.

Şeyhin girişi:

Şeyh meydan kapısından girerek selam verdikten sonra hattı istiva üzerinden geçerek kırmızı posta gider. Secdeye varır, yeri öper ve postuna oturur. Diğer semazenler aynını yapar ve mutrib yerine oturur.

Kur’an okunması:

Hafız ayakta kalır ve Kur’an okumaya başlar.

Naat okunması:

Kur’an okunması bittikten sonra ya aynı kişi ya da mutrib heyetinden birisi Hz. Muhammed’i övmek için yazılmış rubailerin bestelenmesi ile meydana gelen besteyi seslendirir.

Ney taksimi:

Kudümün üç vuruşuyla (her vuruşun ayrı bir anlamı vardır) biten naatın ardından neyzen taksim geçer. Ney taksimi tek ve sert bir kudüm vuruşuyla biter. Bu vuruş Allah’ın ‘kün’ (ol) emrini temsil eder.

Devr-i Veledi:

Kün emri ile secde edip ayağa kalkan semazenler, şeyh ile birlikte kutba selam verirler, ardından şeyh yükseliş kavsi boyunca ilerlemeye başlar. Semazenler de şeyhi takiben, kırmızı postu geçerken postu selamlayarak, posta sırtlarını dönmeden ve hattı-istivaya basmadan ilerlerler. Semazenler henüz hattı istivaya yani dosdoğru yola erişmedikleri için hürmeten o hayali çizgiye basmazlar. Devr-i Veled süresince meydanın çevresinde üç tur yapılır. Her turda yükseliş kavsi boyunca üç nefis seviyesi (emmara, levvame, mülhime – emreden, kınayan, ilham alan) aşılır, iniş kavsi boyunca ise üç Tevhid aşamasına (efal, mevsuf, zat – fiillerin birliği, sıfatların birliği, benliklerin birliği) ulaşılır. Üç turun sonunda herkes kendi postunun üzerine gelmiştir. Bu üç tura, Devr-i Veled denmesinin sebebi, ayine Mevlana’nın oğlu Sultan Veled zamanında eklenmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Sema Ayini Devr-i Veled
Sema Ayini Devr-i Veled
Birinci selam:

Devr-i Veled’in tamamlanmasının ardından mutrib ayin müziğini icra etmeye başlarlar. Müziğin başlaması ile şeyh ve semazenler kutba selam verirler. Semazenler üzerlerindeki hırkalarını çıkarırlar ve öperek arkalarına bırakırlar. Şey birinci selam duasını yapar, semazen başı gelir şeyhin elini öper, şeyh semazen başının sikkesinin arkasını öperek karşılık verir. Ardından semazen başı hattı istivaya basmayacak şekilde bir kaç adım geri atar ve şeyhten selamın başlaması için izin ister. Şeyhin iznini takiben tüm semazenler sıra ile şeyhin önüne gelip izin aldıktan sonra dönmeye başlarlar. Dönüşe başlayacak semazen sol ile başlayarak üç adım atar ve dördüncü adımda çarka (dönmeye) başlar. Kollarını iki yana açarak hem etrafında hem de meydan etrafında çark eder.

İkinci, üçüncü ve dördüncü selamlar:

Görsel özellikleri ile ilk selama benzeyen diğer selamlar, manen farklılıklar göstermektedir.

Post seması:

Dörüncü selam sırasında şeyh de postundan inerek semaya katılır. Ancak diğer semazenlerden farklı olarak hırkasını çıkarmaz, kollarını açmaz, sağ elini hırkasının yakasından tutarak postundan hattı istiva boyunca çark atarak ilerleyerek kutba kadar gelir ve aynı şekilde postuna geri döner.

Aşr-ı Serif’in okunması:

Selamların bitmesinin ardından mutrbiden bir hanende Kur’an okumaya başlar. Tüm semazenler besmeleyi duydukları anda çark etmeyi durdururlar, post makamına selam verirler. Postlarına giderek hırkalarını üstlerine alırlar, secde edip yeri öptükten sonra oturur vaziyette kalarak Kur’an’ı dinlerler.

Dua:

Kur’an okunmasının bitmesinin ardından Duagu Dede ya da semazenbaşı dua okur. Duanın sonunda şeyh efendinin ‘el-Fatiha’ demesi ile birlikte Fatihalar okunur ve tüm semazenler ile şeyh efendi yeri öperek ayağa kalkarlar.

Gülbank ve kapanış selamları:

Şeyh postun ucuna gelir, gülbank çeker (ayinin kapanış duasını yapar). Gülbankın bitmesinin ardından şeyh ve semazenler hep birlikte Hu çekerler. Ardından şeyh hattı istiva üzerinde yürürken önce semazenleri sonra da mutribi selamlar. Bu selamlar semazenler adına semazenbaşı, mutrib adına da neyzenbaşı tarafından alınır. Şey son olarak meydan kapısına geldiğinde post makamına doğru döner, post makamını ve tüm semahaneyi içindekilerle birlikte selamlar. Ardından meydana sırtını dönmeden geri geri adım atarak meydan kapısından çıkar. Semazenbaşı ve diğer semazenler de şeyhin aksine hattı istiva üzerinden değil de, iniş kavsini takip ederek şeyh ile aynı şekilde meydandan çıkarlar.

Semazen Kıyafetleri

Sikke: Semazenlerin başlarına geçirdikleri, üst tarafına altına göre biraz daha ince olan 40-50 cm uzunluğundaki başlıktır. Beyinde yerleşmiş olan fikir gücünün evrensel akıl ile iletişim kanalı olmasını sembolize eder.

Semazen Sikkesi
Semazen Sikkesi

Hırka: Semazenlerin üstlerine aldıkları siyah örtüdür. Nefsin ve egonun simgesidir.

Tennure: Kırkanın altına giyilen geniş ve uzun etekli tek parça elbisedir. Tennur kelime anlamı olarak fırın veya tandır anlamına gelir. Dervişlerin nefislerinin bu fırında pişerek olgunlaştığına inanılır.

Galata Mevlevihanesi Meydanı ve tennure İçerisinde Semazen
Tennure İçerisinde Semazen

Elifnamet (Elifi nemed): Bele sarılan siyah kuşağın adıdır. Hırka ile aynı kumaştan yapılmıştır. Teknik olarak tennurenin belini sıkmaya yarar ancak semazenin bu dünyada yaşadıkça muhtaç olduğu nefsi temsil eder.

Semazen Elifnameti
Semazen Elifnameti

Güldeste: Tennurenin üzerine giyilen, uzun kollu ve önü açık gömlektir. Kötü alışkanlıkları semazenden uzak tutan ve güzel ahlakla davranmasını sağlayan yol ve yöntemlerin sembolüdür.

Gömlek: Tennurenin içine giyilir. Kişinin öz kimliğini, gerçek benliğini, saf yaradılış halini temsil eder.

Tığ-bend: Tennurenin belini elifnametin altından sıkıca saran uzunca iptir.

Uzun don: Tennurenin altına giyilen, dar paçalı pantolondur. Egonun tüm bencil yönlendirmelerini ve özellikle de şehveti kontrol altında tutan sıkı bir disiplin simgesidir.

Mest: Semazenlerin ayaklarına giydikleri siyah ayakkabıdır. Egonun dünyevi isteklerinin makul miktarda var olması gereken kısmını temsil eder. Bu özelliği ile elifnamete benzer. Neslin devam etmesi, dünyanın imarı gibi şeyler için bir miktar egoya ihtiyaç duyulduğunu gösterir.

Semazen Mesti
Semazen Mesti

Galata Mevlevihanesi

Gelgelelim İstanbul’un ilk Mevlevihane’si olan külliyeye: Galata Mevlevihanesi. Hurufi-Kalenderi meşrepte bir Mevlevi halifesi olan Afyon Mevlevihanesi Şeyhi Semai Mehmed Dede, II. Beyazid’e suikast girişiminde bulunan Kalenderîlerle temas halinde bulunduğu için soruşturma kapsamında İstanbul’a davet edilir. Ancak kısa sürede üzerindeki şüpheleri üzerinden atar ve muhabbet kurduğu dönemim önde gelen devlet adamlarından İskender Paşa’nın da yardımlarıyla yine İskender Paşa’ya ait Galata sırtlarındaki av çiftliğinde Mevlevi tekkesinin kurulmasını sağlar. Tekkenin de ilk postnişini yani yönetici şeyhi olur.

Galata Mevlevihanesi Cümle Kapısı
Galata Mevlevihanesi Cümle Kapısı

Kurulduğu 1491 senesinden kapatıldığı 1925 senesine kadar tam 434 sene boyunca Mevlevi tekkesi olan Galata Mevlevihanesi postuna otuz farklı şeyh oturmuştur. Sonuncusu Ahmed Celaleddin Dede’dir. Kapanmasının ardından bir süre Halkevi olarak kullanılan Mevlevihane’nin hamuşanın (Hamuşan susmuşlar bahçesi anlamındadır, tekkenin mezarlık bölümü için kullanılır. Yazının başlarında bahsettiğimiz ses ve yaşam arasındaki ilişkiyi hatırlamanızda fayda var) bir kısmına Beyoğlu Belediyesi Evlendirme Dairesi (Bugün Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi) yapılmıştır. Ayrıca Halet Efendi Kütüphanesi karakol olarak kullanılmıştır. Daha sonra bir süre Topkapı Sarayı çalışanlarının kullandığı bir lojman olan Galata Mevlevihanesi, 1975 senesinde Divan Edebiyatı Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. 2007 senesinde restorasyon için kapatılan müze, 2009 senesinde restorasyon bittikten sonra Galata Mevlevihanesi olarak yeniden tasarlanmış ve 2011 senesinde ziyarete tekrar açılmıştır.

Galata Mevlevihanesi Semahanesi
Galata Mevlevihanesi Semahanesi

Galata Mevlevihanesi zaman içerisinde bir çok kez tamirat ve tadilattan geçmiş, yerleşimi bir çok kez değişmiştir. Şimdiki halini 19. yy’da almıştır.

Galata Mevlevihanesi Semahane
Galata Mevlevihanesi Semahane

Galata Mevlevihane’si içerisindeki yapılar:

– Cümle kapısı, Halet Efendi Sebilküttabı (Sebil, kütüphane ve muvakkithane) II. Mahmud dönemi rikab-ı hümayun kethudası Halet Efendi tarafından yaptırtılmıştır.

– Kudretullah Efendi Türbesi (Bu türbeyi esasen Halet Efendi kendisi için yaptırır ama Kudretullah Efendi’ye nasip olur, II. Mahmud tarafından politikaları Yunan ihtilaline neden olduğu anlaşılarak Konya’da başı vurdurtulan Halet Efendi’nin kesik başının da burada gömülü olduğu söylenir.)

– Galib Dede Türbesi: Divan edebiyatının önemli şairlerindendir. 24 yaşında kendi divanını yazmıştır. En bilinen eseri Hüsn-ü Aşk’tır.  

– Hasan Ağa Çeşmesi: Matbah emini Hasan Ağa tarafından yaptırtılmıştır.

– Çilehane (bazı kaynaklar sarnıcın burası olduğunu iddia ediyor)

– Sarnıç ve Şadırvan

– Matbah-ı Şerif (mutfak) ve çamaşırhane

– Ana Bina (Semahane, Şeyh Dairesi-Selamlık, Dedegan Hücreleri)

Ayrıca Şeyh Dairesi-Harem ve diğer bazı dedegan hücrelerinden bugün geriye bir şey kalmamıştır.

Başkaları ile paylaşmak isterseniz:

Alakalı Yazılar