Yedikule Hisarı, Fatih Sultan Mehmet tarafından Doğu Roma surlarının bir kısmı kullanılarak inşa edilmiş bir hisardır. Doğu Roma İmparatoru II. Teodosius, şehrin kurucusu I. Constantinus’un yaptırdığı surların yetersiz kaldığını görerek şehrin surlarını biraz daha batıya taşımak ister. 413 yılında yapımına başlanan ve 439 tarihinde tamamlanan yeni kara sularının Via Egnetia yolu ile kesiştiği yere de zafer takı mahiyetinde bir kapı yapılır. Bu kapı Altın Kapı (Porta Auera) adını alacaktır.

Via Egnatia milattan önce 140’lı yıllarda Romalı bir senatör olan Gnaeus Egnatius tarafından yaptırılması sağlanan toplam uzunluğu 1120 kilometre olan, genellikle taşlarla ve yer yer de sert toprak zeminden oluşan ortalama 6 metre genişliğe sahip şehirler arası bir yoldu. Amaç İmparatorluk’un batısı ile doğusunu bağlamaktı. İtalya yarımadasında Roma şehri ile Brindisi şehirleri arasında bulunan Via Appia’nın devamı niteliğindeydi. Brindisi Adriyatik Denizi’nin İtalya yarımadası tarafındaki bir liman şehridir, aynı denizin doğu kıyısında bulunan Durres de bir liman kentidir ve bugün Arnavutluk sınırları içerisinde kalan bu şehir Via Egnetia’nın başlangıç noktasıydı. Durres’de başlayan Via Egnetia, bugünkü Makedonya ve Yunanistan topraklarından geçerek İstanbul’da son bulurdu. II. Teodosius surlarının yapılması ile birlikte Via Egnetia’nın son bulduğu nokta Porta Auera olmuştu yani Altın Kapı.

Yedikule Hisarı'nda sonlanan Via Egnatia
Via Egnatia’dan günümüze kalan bir kesit

Altın Kapı

Altın Kapı’yı surlardaki diğer kapılardan ayıran özellik protokol kapısı olarak inşa edilmiş olmasıdır. Sefer dönüşlerinde imparator şehre bu kapıdan girermiş yani zafer takı olarak da kullanılmıştır. Ayrıca diğer devletlerin kralları da yine bu kapıyı kullanırlarmış. Altın Kapı ortadaki biraz daha yüksek olan üç geçide sahiptir. İmparatorun kullandığı ortadaki kapı iken yanlardaki kapılar halk tarafında da kullanabilmekteydi.

Bu geçitlerin her iki yanında Marmara Adası mermerleri ile kaplı birer kule bulunmaktadır.  Eskiden bu kulelerin ve kapının üstü yine mermer korkuluklarla çevriliymiş ve II. Teodosius’un iki filin çektiği bir araba üzerindeki heykeli ile zafer tanrıçası Nike heykelleri varmış. Ancak bu heykellerin de korkulukların da yerlerinde bugün yeller esiyor. Kapının Altın Kapı adını almasının nedeni olarak bazı kaynaklarda kapıların gerçekten altından olması olarak gösterilse de aslında ortadaki geçidin üzerinde bulunan Latince kitabelerin bakır üzerine altın kaplama olmasından dolayı bu ismi almış olma ihtimali daha fazladır. Bu kitabelerde şu metinler yazmaktaydı:

Sur dışı:

AUREA SAECLA GERİT QUI PORTAM CONSTRUIT AURO

(Kapıyı altın olarak yaptıran altın bir devir yarattı.)

Sur içi:

HAEC LOCA THEVDOSIVS DECORAT POST FATA TYRANNI

(Tiranı yok ettikten sonra Teodosius burayı süsledi.)

Bugün bu metinlerin sadece kapıya tutturulmasını sağlayan çivilerin delikleri görünüyor.

Suriçindeki metinden dolayı kapıyı uzun yıllar I. Teodosius’un yaptırdığı düşünülmüştür. Zira Teodosiusların birincisi Hipodrom’daki dikilitaşın kitabesinde de resmedildiği üzere titanlarla (dış eyaletlerde imparatorluk iddiasından bulunan kişiler)  mücadele etmiş ve kazandıktan sonra tahtını sağlamlaştırmıştır. Ancak ikincisinin de bir tek titanla mücadele ettiği bilinmektedir. Buradaki tekil ve çoğul ilişkisi Altın Kapı’yı II. Teodosius’un yaptırdığı tezini kuvvetlendirmektedir.

Altın Kapı’nın dış kısmında dış surlar üzerinde, hendeğin hemen gerisinde bir de küçük kapı bulunmaktadır. Daha az gösterişli olan bu kapıya hendek üzerindeki köprüden geçilerek gelinirdi.

Yedikule Hisarı'nın giriş kapısı olan Altın Kapı ve Küçük Altın Kapı
Önde ön surlar üzerindeki küçük Altın kapı, arkada iç surlar üzerindeki Büyük Altın Kapı

Via Egnetia’nın Altın Kapı’dan sonraki kısa bir kısmı Trimphalis yani zafer yolu olarak adlandırıldı. İmparator Altın Kapı’dan geçeceği zaman bu yolun üzerine kırmızı halı serilirdi. Trimphalis şehrin ana yolu olan ve Aya Sofya’nın hemen önündeki Million Taşı’nda son bulan Mese Caddesi’nin de başlangıç kısmıdır.

Altın Kapı 1204 senesinde başlayan Latin istilası sırasında oldukça hasar görmüştür ve ancak istilanın sonlandığı 1261 senesinden sonra onarılabilmiştir.

Altın Kapı’nın kapılarından ikisi devletin de zayıflamasıyla birlikte şehrin savunmasında da zayıflık oluşturabileceği düşünülerek 13-14. yüzyıllarda örülmüştür.

Fetih’ten Sonra

İstanbul’un fethi sonrasında  Fatih Sultan Mehmet Altın Kapı’nın sur içi tarafına 1457-58 yılları arasında üç kule daha yaptırır. Yapılan kulelerin tepeleri ile yüksek piramidal şekilli iki kademeli çatılarla kapatılmıştır.  Bu üç kuleyi birbiri ile ve Altın Kapı’nın iki yanında kalan (kapının kulelerini kastetmiyorum) sur üzerindeki diğer iki kuleyle surlarla birleştirerek beşgen şeklinde ve yedi kuleden (kapının iki kulesi, surlardaki diğer iki kule ve Fatih’in yaptırdığı üç yeni kule) oluşan bir hisar meydana getirir. Amaç devlet hazinesi için korunak sağlamaktır. Haliyle Yedikule Hisarı’nın güvenliğini sağlayabilmek için burada bir de 50 (kimi kaynaklarda 250) kişilik birlik bırakılır. Yedikule Hisarı’nın orta yerine de bugün minaresinin bir kısmı görülen bir cami yapılır. Minarenin hemen yanı başında bir de çeşme bulunmaktadır. Bu çeşmenin Kanuni zamanında buraya koyulduğu, suyunu Halkalı sularından almasından anlaşılmaktadır.

Yedikule Hisarı plan
Yedikule Hisarı planı

Kulelerin isimleri ve bu isimleri neden aldıklarından bahsetmek gerekirse:

1 – Hazine Kulesi:

Devlet hazinelerinin saklandığı kuledir. Hazine III. Murad dönemine kadar burada saklanmıştır. Bu dönemde hazinenin padişahın yanı başında olması gerektiğine karar verilerek saraya taşınmıştır. Yedikule Hisarı’nın giriş kapısının sağındaki kuledir.

2 – Zindan Kulesi:

Genellikle yabancı esirlerin tutulduğu kuledir. Bu esirlerin duvarlara kazdıkları yazıtlar yüzünden kitabeler kulesi olarak da bilinmektedir. Hisar’ın giriş kapısının sağındaki kuledir.

3 – Top Kulesi:

Hapishane olarak da kullanılan kulede top bulunduğu için bu ismi almaktadır.

4 – III. Ahmed Kulesi:

Surların üzerindeki Pastorama burcudur. Zamanla hasar gören kulenin tekrar yapımına III. Ahmed döneminde başlandığı için bu isimle anılmıştır.

5 – Nöbet Kulesi:

Sur üzerinde deniz tarafında kalan ancak 1766 yılında yaşanan depremde yıkılan ama tekrar yapılmayan kuledir. Sancak bu kulede dalgalanırdı haliyle de askerler bu kulede nöbet tutarlardı. Bu yüzden de nöbet kulesi olarak anılırdı.

6 – Genç Osman Kulesi:

Genç Osman’ın önce tutsak sonra şehit edildiği kule olduğu için bu isimle anılmaktadır. Türk esirlerin tutulduğu hapishanedir. Altın Kapı’nın Hisar içerisinde bakıldığında solunda kalan kuledir.

7 – Cephanelik Kulesi:

İlk zamanlarında cephanelik olarak kullanıldığı için bu isimle anılmaktadır. Zamanla Genç Osman kulesi gibi Türk esirler için hapishane olarak kullanılmıştır. Altın Kapı’nın Hisar içerisinde bakıldığında sağında kalan kuledir.

Hisar III. Murad döneminden sonra uzun yıllar hapishane olarak kullanılmıştır. Bu dönem içerisinde Hisar’ın içinde günümüzde bulunmayan ve ne zaman kaybolduğu bilinmeyen (1782 Yedikule yangınında olabilir.) bir de mahalle oluşmuştur. Hatta yabancı esirler için bir de şapel yapılmıştır ancak bu şapelden de eser kalmamıştır. Hisar’ın zindan olarak kullanılmadığı 1831 senesinde Topkapı Sarayı’nın önündeki arslanhane buraya taşınmıştır. 1856 senesinden itibaren bir süre baruthane olarak kullanılan Hisar, 1869-1896 yılları arasında kız sanat okulu olarak da kullanılmıştır. 1896 senesinde Müzeyi  Hümayun’a devredilen Hisar, 1968 senesinde Hisarlar Müzesi Müdürlüğü’ne bağlanmıştır.

Yedikule Hisarı gravür
Yedikule Hisarı’nı gösterir gravür

Hisar dahilinde ilgi çekebilecek bazı objeler ve yapılar şunlardır:

Kanlı Kuyu: Genç Osman kulesinin zemin katındadır. Başları vurularak idam edilen mahkumların kelleleri genellikle Topkapı Sarayı’ndaki cellat çeşmesinin yanında bulunan taşta ibret-i alem için sergilenirdi. Vücutları da kanlı kuyuya atılırdı. Bu kuyunun Marmara Denizi’ne açıldığı bilinmektedir. Kellelerin sergilenmesi bittikten sonra elbette kelleler de kanlı kuyuya atılıyordu.

İşkence Tahtası: Kanlı kuyunun arkasında bulunan, tutsaklara işkence edilmesi esnasında tutsakları bağlamak için kullanılan tahtadır. Üzerinde pala izleri hala duruyor. Mermi izleri işgal yıllarında buraya yerleşen yabancı askerlerin silahlarından çıkan mermilere ait. Yakın zamana kadar burada altı çivili işkence kazanı da durmaktaydı.

Duvar Metinleri: Kitabeler Kulesi’nde ve Genç Osman Kulesi’nde bulunan, mahkumların duvarlara kazıdıkları isimlerdir. Genç Osman ile aynı kaderi paylaşan Yeni Camii imamı Mustafa’nın ismi de bu yazılar arasındadır. Ayrıca çapa çizimleri de bulunmaktadır.

Yılanlı Kuyu: Kitabeler kulesinin ortasındaki kuyudur. Çok derin değildir. Eskiden içinde yılanlar olduğu için bu isimle anılmaktadır.

Su Kuyusu: Fatih zamanında buraya yerleştirilen askerlerin su ihtiyacını karşılamak amacı ile açılan 6 metre genişliğinde, alt kısmında üçe ayrılan kuyudur. Bugün hala kullanılmaktadır.

Yedikule Hisarı’nda tutsak kalan bazı meşhur esirler şöyledir:

  • Çandarlı Halil Paşa ve oğulları
  • Son Trabzon Rum İmparatoru David Komnenos ve oğulları
  • Mahmud Paşa (Mahmudpaşa semtine ismini veren Fatih’in sadrazamı)
  • Son Abbasi Halifesi III. Mütevekkil
  • Kırım Hanı Mehmed Giray
  • İstanbul Ermeni Patriği Avedik
  • Eflak Prensi Constantin Brancoveanu
  • II. Osman
Başkaları ile paylaşmak isterseniz:

Alakalı Yazılar