Akaretler

İstanbul’un ilk toplu konut projesi: Akaretler.

Sultan Abdülaziz 1861 senesinde vefat eden ağabeyi Sultan Abdülmecit’in yerine tahta geçer. Saltanatı boyunca Rusya’nın kışkırttığı Balkan isyanları ile uğraşır. Tahta geçişinin 14. senesinde kendi adına bir cami yaptırmaya niyetlenir: Aziziye Camii. Caminin yerini de çoktan belirlemiştir; ikamet ettiği Dolmabahçe Sarayı’nın arkasındaki Bayıldım Bahçesi’nin tepe noktasına, bugün Swissotel’in olduğu yere yaptıracaktır camiyi. Bu yerin manzarası ve konumu çok güzeldir, zaten bahçe de ismini Dolmabahçe Sarayı hemen bahçenin altına yapılmadan önce burada bulunan köşke gelen, harem ahalisinin gördükleri manzaradan dolayı ‘bayılma’larından almaktadır…

Cami ile eş zamanlı olarak bir sıra da ev yaptırmak ister Abdülaziz. Böylece bir taşla iki kuş vuracaktır; hem bu evlerden gelecek kira geliri ile yaptırmayı planladığı caminin masraflarını karşılayabilecek (bir nevi vakıf) hem de bu evleri Dolmabahçe Sarayı’nın hemen arkasına yaptırtıp sarayda çalışan ağalara kiralayarak onlara ucuz konut sağlayacaktır. Bu amaçla 1875 senesinde sıra evlerin inşaatına başlanır, mimarı dönemin hassa mimarı Sarkis Balyan‘dır.

Bir yandan da caminin yapılacağı mevkiye yapımda kullanılacak taşlar yığılır. Devlet işleri de devam etmektedir elbette bir yandan; Balkanlar hala kaynamaktadır, bilhassa Bulgarlarla bölgedeki müslüman halk arasında sürtüşmeler gitgide alevlenmektedir, müslüman halka yapılan eziyet İstanbul’da karşılık görmekte ve Fatih Medresesi öğrencileri gösteriler yapmaya başlamışlardır. Bu gösteriler günbegün şiddetlenir, gösterilerin ve göstericilerin sayısı artar. Bunun üzerine dönemin sadrazamı, şeyhülislamı ve seraskeri görevden alınır. Ancak göstericiler yatıştırılamaz.

Abdülaziz Tahttan İndiriliyor

29 Mayıs 1876 günü Genç Osmanlılar Cemiyeti başkanı Mithat Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa ve bazı bakanlar yeni şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi’den padişahın tahtan indirilebilmesi için fetva alırlar ve ertesi gün bir darbe ile Sultan Abdülaziz’i tahttan indirerek yerine yeğeni V. Murad’ı geçirirler. Sultan Abdülaziz de bugün bir kısmı Galatasaray Üniversitesi olarak kullanılan Feriye Sarayı’nda gözaltına alınır. Gözaltına alınmasının üzerinden 4 gün geçmişken de bileklerini bir makasla keserek intihar eder ya da öldürülür ve intihar süsü verilir. Bilemiyoruz… Kendisinden bir kaç gün sonra eşlerinden Neşerek Hanım da vefat eder. Hem ablasının hem de eniştesinin ölümlerinden darbecileri sorumlu tutan Neşerek Hanım’ın kardeşi Çerkes Hasan hükümet toplantısının yapıldığı Mithat Paşa’nın konağını basar, Serasker Hüseyin Avni Paşa ile birlikte 4 kişiyi daha öldürüp 10 kişiyi yaralar. Yakalandıktan sonra da idam edilir.

Sultan Abdülaziz’in yerine geçen ve zaten zihin sağlığı yerinde olmayan V. Murat tüm bu olaylardan daha da olumsuz etkilenmiş sağlığı daha da kötü olmuştur. Yine bir fetva ile 31 Ağustos’ta tahtan indirilmiş ve yerine kardeşi Sultan II. Abdülhamid geçirilmiştir.

Nihayet tamamlanıyor

Sultan Abdülaziz’in yarım kalan sıra evleri yeğeni Sultan II. Abdülhamit’in aklına yıllar sonra gelir. Sıra evler 1890’da tamamlanır. Amaç yine aynıdır: Sultan II. Abdülhamit’in yaptırdığı Ertuğrul, Orhaniye ve Hamidiye camiilerine gelir sağlamak. Bu yüzden bu sıra evler Akarat olarak adlandırılırlar. Akar kelime anlamı olarak gelir getiren mülk anlamına gelmektedir ve çoğulu da ‘Akarat’tır, bugün kullandığımız Akaretler kelimesi, zaten çoğul olan bir kelimeyi bir kere daha çoğul yapma çabasıdır ve yanlıştır ama böyle alışılagelmiş. Hem bu sıra evlerin hem de içinde bulundukları semtin adları ‘Akaretler’ olarak dilimize oturmuş.

Akaretler farklı planlarda 133 ayrı konuttan oluşmaktadır. Bu haliyle İstanbul’daki ilk toplu konut projesi olarak adlandırılabilir. Bir dönem Mustafa Kemal ve annesi Zübeyde Hanım’a ve saray ressamlarından Fausto Zanaro’ya da ev sahipliği yapar Akaretler. Bir süre metruk kalan bu evler geçtiğimiz yıllarda restore edilerek konut, mağaza ve otel olarak kullanılmaya başlanırlar.

Peki ya cami?

Azizye Camii mi? O cami hiç yapılamaz. Ama yapımı için taşların yığıldığı semte adını verir: Taşlık. Taşlar mı? Onlar da 1945 senesinde yapımına başlanan ve 1949 senesinde tamamlanan Şişli Camii’nde kullanılmışlar… Sizce de bu camiye Aziziye Camii ismi Şişli Camii isminden daha çok yakışmaz mı?

Başkaları ile paylaşmak isterseniz:

Alakalı Yazılar