fbpx
Boğaziçi ve Erguvan

Murathan Mungan İstanbullu olabilmenin iki şartını koymuş ortaya: Birincisi İstanbul’un balıklarını bileceksin. Hepsi birden balık olmayacak senin için, birbirinden ayırt edebileceksin. Hangi mevsimde hangi balık avlanır, hangi balık ne zaman lezzetli olur, nasıl pişirilir, nasıl yenilir, hepsini bileceksin.
İkincisi de, İstanbul’un çiçeklerini bileceksin. Bir çiçeği gördüğün zaman İstanbul sokaklarında, şudur diyebileceksin, renklerini bileceksin, hangisi ne zaman açar, ne zaman solar, ne zaman ekilir vakıf olacaksın.İşe çiçeklerden başlayalım biz, balıklara sonra döneriz. İlk tercihimizin adı belli elbette: Erguvan. Hem yüzyıllardır şehrin gizli sembolü olmuş hem de İstanbul Gezginleri’ne rengini vermiş.

Erguvan’ın latince ismi Cercis siliquastrum. Baklagiller familyasından çalı görünümündeki bir ağaççıktır aslında. Evet evet, baklagillerden. Hani şu bildiğimiz fasulye, nohut, bezelye uzaktan akrabası oluyor erguvanın. Zaten erguvanın meyvesini görünce hemencecik “Doğru yaaa” dersiniz. (Meraklısı için: plantae aleminden, magnoliophyta bölümünden, magnolopsida sınıfından, fabales takımından, fabaceae (baklagiller) familyasından, cercis cinsinden, siliquastrum türü)

Yaprakları, çiçekleri, meyveleri şöyledir böyledir demeyeceğim zira fotoğrafını paylaşıyor olacağım yazıyla birlikte.

Erguvan ağacı ilginç bir ağaç, yapraklanmadan hemen önce ama filizlenebileceği her yerden, dal gövde dinlemeden çiçek açabiliyor. Çiçekleri ilk dönemlerinde açık pembe renkte oluyor ama giderek koyulaşıyor ve en sonunda da dökülüyorlar ve yerlerini ağacın yeşil yapraklarına bırakıyorlar. Ancak bu süreç çok kısa sürüyor. Nisan ayının ortalarında rengine bürünmeye başlayan erguvanlar, mayıs ayı ortalarında yeşile kesiyorlar nihayetinde.

Bu güzel çiçeğin ana vatanı Güney Avrupa ve Batı Asya ama erguvan İstanbul’da ayrı güzel. Bahar aylarında, o kısacık dönemde yeşil ve mavi olarak bildiğimiz Boğaz kısa bir süre erguvani bir renge bürünür, içinizi huzur sarar baktıkça, gözlerinizi alamazsınız. Erguvan’ın bu kadar güzel göründüğü başka bir coğrafya yoktur belki de yeryüzünde.

Mitolojisi

Erguvan ‘Judas Tree’ olarak bilinir Hristiyanlar tarafından. Bunun nedeni; bazı Hristiyanların inanışına göre, Hz. İsa’nın ihanet eden havarisi Yahuda (Judas) kendisini erguvan ağacına asmıştır, o zamana kadar çiçekleri beyaz olan çiçeğin rengi utancından kızarmış ve sonradan kendine has rengini almıştır (halen beyaz renkli erguvan mevcuttur). Bir hayli tartışmalı olan Yahuda mevzularına girmeden bir diğer ayrıntıya geçelim Erguvan ile ilgili. Bizans İmparatorluğu’nda asaletin de rengiydi erguvan rengi, zenginlik ve gücü temsil ederdi; imparatordan başka hiç kimse erguvan moru elbiseler giyemez, sadece hanedan mensuplarının lahitleri erguvan rengine benzer mor renkte olurdu (Kariye Müzesi’nde gördüğümüz Hz. Meryem’i tasvir eden mozaiği ve Arkeoloji Müzesi’nde gördüğümüz porfir lahitleri gözünüzün önüne getirin.). Bunun nedeni hem dinen erguvan yüklenen anlam hem de erguvan renginin doğal yollarla elde edilmesi en zor renklerden birisi olmasıydı.

Evinin bahçesine, sokağına, mahallesine erguvan ekmek ya da dikmek isteyenlere de biraz bilgi verelim bu vesileyle. Tohum ve çelikle üretilir. Tohum ekerek biraz meşakkatli, zira tohumun kabuğu çok serttir ve çimlenmesi zordur. O yüzden ekmeden önce iki üç dakika sıcak suda ve bir gün de ılık suda bekletmekte fayda vardır. İlk baharda ekilir. Çelikle üretim (dal parçasını toprağa dikilerek çimlenmesini beklemek) de yarı odunsu çeliklerle Temmuz ve Ağustos aylarında yapılır.

Başkaları ile paylaşmak isterseniz:

Alakalı Yazılar