fbpx
Kamondo Merdivenleri

Takvimler 31 Mart 1492’yi göstermektedir. Kastilya ve Leon Kraliçesi I. Isabel ile Aragon Kralı II. Ferdinand, Elhamra Kararnamesi’ni imzalarlar (Kastilya ve Leon ile Aragon bugün bildiğimiz İspanya’da mevzu bahis zamanlarda bulunan ayrı ayrı krallıklardır.). Kararnamenin bu isimle anılmasının sebebi El Hamra Sarayı’nda imzalanmış olmasından kaynaklanmaktadır. Kararname gereği İspanya’da yaşayan tüm Yahudiler 4 ay gibi kısa bir süre içerisinde yanlarına para, altın, mücevher ya da para edebilecek hiçbir şey almadan ülkeyi terk edeceklerdir, etmeyenler idam edilecektir. Can, maldan her devirde kıymetli, haliyle bu kadar kısa sürede tam 200 bin Yahudi zorla göç ettirilir. Bir kısmı Kuzey Afrika’ya gider, bir kısmı Portekiz’e, bir kısmı İtalya’ya, İngiltere’ye, Osmanlı’ya… Ki biz bunları Sefarad Yahudileri olarak yakinen biliyoruz. İşte böyle başlar İstanbul’un meşhur ailesinin hikayesi: Kamondolar.

Sürgün

Peki ne istemişti İspanya bu Yahudilerden? Neden kovulmuşlardı vatanlarından? Şöyle anlatmaya çalışalım: Bildiğiniz üzere İspanya’da bir Endülüs Emevileri dönemi vardır. Bu dönem içerisinde gayrimüslim halka, hangi dine mensup olurlarsa olsunlar gayet iyi davranılmıştı. Vergilerini verdikleri sürece kimse onlara karışmamıştı. Her nedense kafaları ticarete çalışan Yahudiler bu fırsatı çok iyi değerlendirmişler ve zenginliklerine zenginlik katmışlardı. İspanya müthiş bir Yahudi çekim merkezi halini almıştı. Gel gör ki zaman her şeyi değiştiriyordu.

İspanya’da İslam egemenliğinin zayıflaması Hristiyanların elini kuvvetlendirmiş ve onlar da zamanla Müslüman yöneticileri İber Yarımadası’nın dışına atmayı başarmışlardı. Ancak şimdi ortada bir Müslüman ve Yahudi nüfus bulunmaktaydı. Müslüman nüfus neyse de maddi açıdan çok kuvvetli olan Yahudi nüfus İspanyolların gözünü korkutuyordu. O yüzden tez zamanda asimilasyona başladılar. Niyetleri Yahudileri Hristiyanlaştırmaktı. Kısmen başarılı da oldular. Ancak bir kısım Yahudiler, görünürde Hristiyan oldularsa da içten içe hala Yahudiydiler. Kendi aralarında kız alıp veriyorlar ve kapalı bir çevrede yaşıyorlardı. Haliyle Hristiyanlar onlara hiç bir zaman güvenmedi ve bu da zamanla Elhamra Kararnamesi’ne yol açan yoğun bir anti-semitizme neden oldu… 

Hani 200 bin Yahudi çeşitli yerlere dağıldılar demiştik ya işte onlardan Osmanlı’ya gidenlere vatandaşlık verilmiş ve Hasköy’e yerleştirilmişlerdi. Buraya sonra tekrar geleceğiz. Şimdilik asıl konumuza dönelim; hayır esas konumuz ne Sefarad Yahudileri ne de anti-semitizm. Asıl konumuz İtalya’ya göçen Sefarad Yahudileri arasındaki bir aile: Kamondolar.

Kamondolar İstanbul’da

Kamondolar İspanya’dan yola çıkınca yolun sonunu Venedik’te bulurlar. Tam tamına üç yüz yıl ikametgahları Venedik olur. 18. yy’ın sonlarına doğru işleri bozulan Kamondo ailesi de Büyük Kanal’ın üzerindeki Fondaco dei Turchi veya Palazzo dei Turchi (Türk Ticaret Merkezi ya da Türk Sarayı)’ndaki tanıdıklarını devreye sokarak İstanbul’a gelen bir gemide alırlar soluğu. İspanya’dan kaçıp kendilerinden yaklaşık üç yüzyıl önce ilk elden İstanbul’a gelen ve Hasköy’e yerleştirilen diğer sefarad Yahudileri’nin mahallesine yerleşirler. Kamondo ailesinin reisi, İstanbul’da tellallık yapmaya başlar. Gözünüzde canlanan elinde davul padişah fermanı okuyan tellalları bir kovalayın hele; bu tellal, ticari anlaşmalara ya da satışlara aracılık yapıyor (Muhabbet tellalı çağrışım yaptı mı?). Tellalımızın iki oğlu İzak ve Avram (Isaac ve Abraham) boş boş durmak olmaz diyerek babalarından aldıkları sermaye ile bir banka kurarlar. Banka büyük oğlanın adını alır: İzak Kamondo ve Şürekası (ortakları).

Kamondolar Banka Kurarlar

Banka iş de yapar hani. İki kardeş paralarına para katarlar. Ancak 1832’de henüz çocuk sahibi olmayan İzak vebadan ölünce kazanılan ne var ne yoksa Avram’a kalır. Artık ailenin mutlak lideri Avram Kamondo’dur. Avram har vurup harman savurmaz. Bankayı daha iyi yerlere taşır, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki modern anlamda ilk banka haline getirir. Döneminin sadrazamları ile (Mustafa Reşid Paşa, Ali Paşa, Fuad Paşa…) zenginliğini de kullanarak hep çok iyi geçinir, böylece Saray’a oldukça yakın hale gelir.

Avram Kamondo’nun Reşid Paşa ile Hikayesi

Reşid Paşa ile şöyle de bir şehir efsanesi bulunmaktadır Avram’ın: Reşid Paşa, tartışmalı bir kabine toplantısından çıkar, evine gelmeden önce metresine uğrar, sonra da eve gelip hamama girer, bu arada kendisine Avram Kamondo’nun kendisini beklediğini söylerler hizmetkarları. Reşid Paşa Avram’ın biriken alacaklarını tahsil için geldiğini çok iyi bilmektedir. Kalbi sıkışır ve vefat eder. Evdeki (Aslında düşündüm de yalı demek daha doğru olacak) bağrışmalardan Paşa’nın öldüğünü, alacaklarının da buhar olduğunu anlayan Avram ‘yandım!’ diye dövünmeye başlar. Ancak Avram, bu dövünmelerinin evdekileri şaşkınlığa düşürdüğünü görünce açıklama yapmak zorunda kalır: ‘Paşamız cennete gitti, bizi öksüz bıraktı!’ Saray ile bu denli içli dışlı olmasından mütevellit Avram Kamondo 1853 – 1856 Osmanlı-Kırım Savaşı’nı Osmanlı adına finanse eden kişi olmuştur.

Saray da kendisine birçok ‘kıyak’ geçer: Avram’ın bankası borçlarını ödeyemeyen müşterilerinin ipotek ettikleri evlerine el koyamamaktadır. Zira yabancıların mülk edinme şansları yoktur. Amma işte saray sevdiği kulunu kayırır ve Avram Kamondo’ya has, diğer yabancılara örnek teşkil etmeyecek şekilde mülk edinme imkanı verilir. Abdülaziz’in bu kararının sonucu ne olur dersiniz? Elbetteki gayri menkul zengini bir Avram Kamondo. 

Cemaatle İlişkiler

Sadece ticaret ile ilgilenmemektedir Avram, aynı zamanda İstanbul’daki Yahudi cemaatinin de liderliğine soyunur abisinin öldüğü yıllarda. Avram Kamondo, İstanbul Yahudi cemaatinin en büyük sorunun eğitimsizlik olduğunu fark etmiş, Yahudi cemaatinin Rum ve Ermeni cemaatinden çok çok geride kaldığını görmüştür. Kökleri Avrupa’da olan ve hala Avrupa ile sıkı ilişkiler içerisinde bulunan Avram bir okul açmaya karar verir. Türkçe, Fransızca ve İbranice eğitim verecek okul ‘laik’ temeller üzerine 1854 senesinde Hasköy’de kurulur. Osmanlı’nın ilk laik okuludur bu aynı zamanda. Neredeyse yabancı dil öğrenen bir Yahudi’yi dahi din değiştirmekle suçlar hale gelmiş olan Yahudi cemaati ile de arasının açılması zaman almaz haliyle. Okulun yönetim ve işleyiş kurallarında bazı değişiklikleri kabul etmek zorunda kalır ama yine de yaranamaz.

İtalya ile de ilişkileri devam etmektedir Avram’ın. Ne de olsa aslen Venedikli sayılır. Venedik’e ve İtalya’ya bir çok yardımda bulunur, maddi manevi. 1867’de Birleşik İtalya’nın kurucusu II. Victor Emmanuel Avram’a, kontluk ünvanını verir bu yüzden. Hem de ölümünden sonra bu ünvan ailenin en büyüğüne veraseten geçecektir. Avram’ın katolik İtalya ile bu denli içli dışlı olması da elbette tuzu biberi olur ve cemaat ile arası iyice açılır. 1866’da tek oğlu Solomon-Rafael de vefat etmiştir Avram’ın. Artık iyiden iyiye düşünmeye başlar terk-i diyar eylemeyi. 

Kamondolar Paris’te

Nitekim 1872 senesinde torunlarını da alır yanına ve Paris’e gider. Ne varsa satıp nakde çevirmiştir. İstanbul’daki bankası önce küçülür Avram gidince, sonra da 1920’lere doğru kapanır. Bazı kaynaklarda Avram’ın Fransız Paribas (Bugünün BNP Paribas) bankasının kurucularından olduğunu yazıyor. Bankanın kurulma tarihi ve Avram’ın Paris’e gidiş tarihleri örtüşüyor. Doğru olma ihtimali var. Neyse, biz Avram’a dönelim; yaşı 91 demiştir, çok sevdiği İstanbul’dan ve arkadaşlarından ayrı kalmak ona pek yaramaz. Paris’e gidişinin üzerinden henüz bir sene geçmişken 1873’de vefat eder. Cenazesi vasiyeti üzerine İstanbul’a getirilir. Takvimler 14 Nisan 1873’ü göstermektedir, bir sene önce küskün ayrıldığı İstanbul’da müthiş bir kalabalığın katılımı ile Hasköy sırtlarından daha önceden yaptırdığı anıt mezara defnedilir. Bu anıt mezar bugün hala ayaktadır; E-5’den Bakırköy istikametine giderken, Halıcıoğlu sapağına gelmeden önce yolun sağ tarafında durur öylece. Mutlaka görmüşünüzdür ama ne olduğunu biliyor muydunuz sahi? Yıllarca harabe olarak kaldı bu mezar. 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi kapsamında restore edildi nihayetinde. 

Kamondolar Hikayesinin Sonu

Avram Kamondo’nun ölümünden sonra torunları Paris’te yaşamaya devam ederler. Önde gelen zenginlerindendirler ne de olsa Paris’in. Sanatla ilgilenirler. Louvre Müzesi’ne önemli eserler bağışlarlar, kendi müzelerini kurarlar. (Müzenin internet sitesine buradan ulaşabilirsiniz.) 


Ancak bu anlatı mutlu sonla bitmez. İspanya’dan anti-semitizm yüzünden kovulan ve kaçarak canlarını zor kurtaran Kamondo ailesi yüzyıllar sonra 1944’te yakalanırlar anti-semitizme, bu sefer Paris’te. Ailenin o tarihlerde hayatta olan tüm fertleri Auschwitz’de öldürülürler. Geriye isimleri kalır, yaptırdıkları binalar kalır, müzeleri kalır bir de bu yazıyı yazmamıza vesile olan Karaköy’deki Banker Sokak (Ki eski adı Kamondo Sokağı’dır) ile Bankalar Caddesi’ni birbirine bağlayan, belki de İstanbul’un en güzel merdivenleri kalır: Kamondo Merdivenleri…

Başkaları ile paylaşmak isterseniz:

Alakalı Yazılar